“Siz sırrı çözmek değil, kandırılmak istiyorsunuz.”

“Özveri önemlidir Robert, iyi numaranın bedeli budur. Sen bunu bilemezsin değil mi?” derken tabii ki Angier'ın (Hugh JACKMAN) sihirbazlık numarasının sihirden öte bir numara olduğunu bilmiyordu Borden (Christian BALE).

Neticede Angier’in şu son sözleri aslında her şeyi çok iyi özetliyor; “Hergece o makineye girmek cesaret ister. Çünkü şunu asla bilemezsin. İçerideki adam mı olacağım yoksa prestijdeki mi?”

Read more text
7.jpg

The Prestige

 

Ömürlerini aralarında geçen sihirbazlık numaralarına adamış iki adam Alfred BORDEN ve Robert ANGIER. "The Prestige" filmini izlememiş olanlar için detaydan kaçınmam gerektiğinin farkındayım ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu filmi izlemediyseniz iyi bir klasik adayını henüz keşfetmemişsiniz demektir. Aralık 2006’da gösterime giren ve yönetmenliğini Christopher Nolan’ın yaptığı bu eşsiz film beni gerçekten çok etkiledi. Özellikle başını sonundan tahmin edebildiğim ve “bakalım ne zaman haklı çıkacağım?” diye zaman öldürdüğüm ya da şu meşhur film yorumcularının “gördüklerimin en iyisi” dediği ve tüm film festivallerinde ödülleri bir bir toplayan ama seyrederken hiçbir şey anlamadan sonunu buluğum filmler gibi değil Prestij. Öncelikle uzun süre sizi etkisi altına alabiliyor bu film. Sayısız mesajlar veriyor ve sizi bir kez ve bir kez daha düşünmeye sevk ediyor. Benim için filmde en etkileyici olan şey Borden’in illüzyonunun temeli olan ve filmin sonuna dek gizemini koruyan özveri dolu, paylaşım ve dostluk ötesi Borden-Fallen ilişkisi. Hayatlarına mal olacak ve sonsuza kadar sır olarak kalacak bir paylaşım. Ki bu nokta herkes için eminim çok etkileyici olmuştur ama bu sırrı 130 dakika süren filmin son 3 dakikasına dek gizemli bir biçimde sürüklemek, hiçbir açık vermemek ve izleyici için tahmin etmesi imkânsız bir şekilde filme gizlemek çok daha etkileyici kılıyor filmi. Siz hep Angier’in numarasına konsantre oluyorsunuz ama son dakikada asıl bombayı Borden patlatıveriyor. Yine hiçbir şeyin mutlak galibiyet ya da yenilgi olmadığını, hayatın her alanının gelgitlerle dolu olduğunu çok başarılı bir biçimde hatırlattı bana. Filmi başından sonuna kadar sürükleyen ve o müthiş oyunculuğu ile filme ayrı bir renk katan Michael Caine, Cuttur rolü ile filme son noktayı şöyle koydu ve oturduğum yerde tüylerimin diken diken olduğunu hissettim;

 

“Her sihirbazlık numarası üç bölüm yada perdeden oluşur. Birinci bölüme vaat denir. Sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. İkinci perdeye dönüştürme denir. Sihirbaz olağan bir nesneyi alır ve olağanüstü bir şeye dönüştürür. Henüz alkışlamazsınız. Çünkü bir şeyi yok etme yeterli değildir. Onu geri getirmeniz gerekir. Şu anda sırrı arıyorsunuz ama bulamazsınız. Çünkü dikkatli bakmıyorsunuz. Siz sırrı çözmek değil, kandırılmak istiyorsunuz.” Bu filmi mutlaka seyredin!

Real Time Web Analytics