8 Mart Dünya Kadınlar Günü
(2004 yılı mart ayında bir mail grubuna göndermiştim bu yazıyı. Geçenlerde posta kutusunu temizlerken buldum tekrar. Paylaşmalıım diye düşündüm. Beğenilerinize...)

Arkadaşlar öncelikle hepinize merhaba!
İlk mailimden bu yana ilk kez içerisinde ve konusunda "falan filan" geçmeyen mailim...
Peki, neden geçmiyor?
Çünkü konu bence çok önemli ve gerçekten 21.yy dünyasının kanayan yarası...
Kadın Ve Tüketim Toplumdaki Yeri...
Okuldan erken çıktığım ve Taksimin yolunu tuttuğum bir gündü. Otobüste kulağımda kulaklık, en önde boş bulduğum bir koltuğun cam kenarına usulca iliştim. Bir sonraki duraktan binen bir adam da söyle bir etrafına bakıp yanıma oturdu. Bu adam dışında binen şahıslara pek dikkat etmedim açıkçası... Bir müddet sonra yanımdaki adamın telaşlı hareketleri ile irkildim. Kulaklığı kulağımdan çıkarttığımda adam bir bayana heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyordu;
— Ailecek çok severek izledik! Zaten favori adayımız da sendin. Eşime telefonla ulaşsam konuşur musunuz?
Şöyle bir dönüp arkama baktım. Eli kolu çanta dolu, 20–25 yaşlarında orta boylu bir Anadolu güzeli... Hepimizin bildiği ya da bilmek zorunda kaldığı, genç yaştaki kızların üç beş oğlana ikram edildiği ve "seçin bakalım hangisini istersiniz, beğenmezseniz eleyin gitsin yeni kızlarımızı denersiniz" şeklindeki tavırların sergilendiği biz evleniyoruz ya da şu anki adıyla "sevda masalı"...
Masalın sevdayla alakası yok ama pek çok yurdum genç kızını uyuttuğu ve topluma malzeme yaptığı kesin. Bu kızcağız da yanımdaki adamın eşiyle konuşurken -bir kez daha rant malzemesi olduğundan habersiz- teşekkürleri ardı ardına sıralıyor. Belli ki nasıl rant malzemesi olunması gerektiğini o pembe dünyanın iğrenç ışıkları altında kısa zamanda öğrenmiş...
Şimdi evinin yolunu tutmuş…
Neden?
Çünkü herkes alması gerekeni almış, sömüreceği kadar sömürmüş kızımızı...
En güzel imkanlarla donatılmış kafeste en azından 2 ay çalışmış, işi bitince de otogara bile götürmeye lüzum görmeyen rant manyağı yapımcılar tarafından otobüse bindirilmiş hiç bilmediği İstanbul’da...
Bundan sonrası Allah kerim ev yolunda...
Tarih 8 Mart 2004...
Sabah okula gitmek için yola çıktığımda her yerde bir karnaval, bir şenlik, bir boy gösterisi havası esiyor... Günün adı dünya kadınlar günü imiş. Aslında Dünya Emekçi Kadınlar Günüdür ama sektörde(özellikle butik. Parfümeri, bijuteri ve çiçek sektörlerinde) canlılık getirsin ve bir kez daha kadınlar üzerinden para kazanılsın diye adını değiştirmişler. Yine hayrettir ne gün içerisinde karşılaştığım stantlarda ne de en büyük organizasyon olarak nitelendirilen Kadın Eserleri Vakfı ve Beykent Üniversitesi işbirliği ile metroda yapılan "Boy gösterisi”nde bu günün neye atfen bu adı aldığına rastlamadım.
Peki, nedir bu 8 Martın hikâyesi?
Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında ilan edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün geçmişi çok eskilere dayanıyor.
Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı 8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde başladı. Konfeksiyon ve tekstil fabrikalarında çalışan 40.000 işçinin insanlık dışı çalışma koşullarına ve düşük ücrete karşı başlattığı grev, polisin saldırısıyla kanlı bitti. Saldırı sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerdi. Kadın hakları hareketini, özellikle oy hakkını onurlandırmayı amaçlayan Kadınlar Günü önerisi oy birliği ile kabul edildi.
1975 yılında Dünya Kadınlar Yılı’nı ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.
Böylece 8 Mart, dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline geldi.
Bu açıklamaya ne ünlü kozmetik markalarının kadın bedenlerini portre porte malzeme yaparak açtığı "falanca kozmetik günümüz kadınının hizmetinde!" imajı vermeye çalışan,aslında "bu ünün pazarından payımıza en fazla ne düşer?" gibi sinsi ticari hesaplar yaptığı 8 Mart standında, ne de Hürriyet ve Sabah gazetelerindeki kadın kişisel bakım ve hijyen ürünlerinin 8 mart'a methiyeler düzen reklamlarında rastlamadım.Halen daha ,bu günde bile hepsi neredeyse tamamen çıplak,hayvandan farkı kalmamış,izzet-i nefsi üç kuruşluk hesaplar için ayaklar altına alınmış reklam afişlerini hem gazetelerde hem de billboardlarda çarşaf çarşaf yayınlatmış..
Keşke bu gün bari yapmasalardı böyle bir şeyi...
Yani bir kez olsun kadını ve ona ziynet olarak verilen bedenlerini amaçları doğrultusunda araç olarak kullanmasalardı...
Peki, bu kadınların toplumun her alanında malzeme olmalarının bir numaralı sorumluları kimler sizce?
Şahsi kanaatim onları feminizm gibi yalan bir olgu etrafında kilitleyen kapitalist mantık!
Bu ne demek şimdi diyorsunuz sanırım. Açıklamaya çalışayım;
Feminizm özellikle 19.yy ortalarında ortaya çıkmış. Ve kadınlara;
"Sizler de en az erkekler kadar hak sahibiniz ve onlarla eşit olduğunuz bir toplumda yaşamalısınız"
Şeklinde bir serzenişte bulunmuş. Bu noktaya kadar sanırım kimsenin hiçbir itirazı yoktur, zaten olamaz da! Ama gelin bakın sonra neler olmuş;
"Madem eşit olmak istiyorsun erkeklere bağlı yaşam sürme! git çalış, kazan!"demişler
Peki, bunu kim demiş?
Tabii ki kapitalist mantık!
Neden?
Dünyada kadından daha ucuz bir iş gücü var mı? Ucuza çalıştır, yaratılıştan gelen iyi niyetini ve masumiyetini suiistimal et, ez, sen kazan kadın da "ben kazanıyorum, yaşasın feminizm" diye kendini avutsun...
Sonra mart ' 77 de kadınlar ilk kez suiistimal edildikleri gerekçesiyle ayaklansın, yine ez, hatta öldür ama küstürme, küstürme ki rant bugün TV den Podyumlara, Medyadan yaşamın her alanına kadar devam etsin. Küsmesinler diye ne yap peki? Olayın olduğu günü "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" ilan et ve "dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün" saçmalığını ileri sür... Kadının çalışmasına elbette bir lafım olamaz,. Kadının çalışmadığı toplumlar her yönden eksiktir ve geri kalmaya mecburdurlar. Ancak kadınların da en az erkeklere tanınan haklara sahip olmadığı, sürekli sömürülerek, sürekli ezilerek çalıştırılmasına ve kullanılmasınadır bu isyanım.

Konu derin, bitirmek de gerek...
Arkadaşlar konuyu dün İstanbul’da karşılaştığım ve düşüncelerime tercüman olan bir olayla noktalıyorum...
Herhangi bir otobüs durağı güzel İstanbul’un...
Ve olmazsa olmaz reklâm panosu...
İstanbul’daki arkadaşlarım iyi bilecektir. Bir butik mağazasının reklâmı...
Konu mankeni yine podyumlarımızın ünlü(!)lerinden biri
Neredeyse tüm bedeni çıplak bırakan, kapattığı yerlerinin de hatlarını cömertçe sergileyen bir kılık üzerinde...
Ama bu panoyu aynı reklâmı sergileyen yüzlerce panodan farklı kılan bir A4 kâğıdı var!
Aynen yazıyorum;
Kadınlar gününüz kutlu olsun kadınlar
Kadınlar 21.yy.’ın size verdiği değer işte bu kadar(!)
Hayatın nesnesi olmaktan kurtulup öznesi olmanız dileğiyle!
Kim yazmış bilmiyorum ama hakikaten verilebilecek en güzel mesaj bence...
Kafanızı şişirdim arkadaşlar özür dilerim...
Ama insan düşüncelerini sevdikleriyle paylaşmazsa düşünce dilsiz, yazan tepkisiz kalıyor
Baki Muhabbetle!
(Yazının üzerinden 6 yıl geçmiş. Pozitif anlamda değişen hiçbirşey yokken kadın değerinden her geçen gün biraz daha yitiriyor güzel ülkemde...)


“Siz sırrı çözmek değil, kandırılmak istiyorsunuz.” 