Güney Afrika'da bir Osmanlı Alimi : Ebubekir Efendi

Port Elizabeth'te gördüğüm bir camii'nin izinden yola çıkarak keşfettiğim Osmanlı Alimi Ebubekir Efendi'nin Hikayesi

Güney Afrika'da bir Osmanlı Alimi : Ebubekir Efendi

Instagram'daki hikaye paylaşımlarımı takip ediyorsanız muhtemelen biliyorsunuzdur. Son birkaç gündür Güney Afrika'dayım. 13 Mayıs Pazartesi günü sabah erkenden de Johannesburg'tan Port Elizabeth'e iş için geldim. Havaalanından iş adresine geçerken yolda camiye benzer bir yapı dikkatimi çekti. Giderken çok net görüntüleyemedim ancak adresi tespit edebileceğim bir fotoğraf aldım. Google Maps'te kontrol ettiğimde buranın gerçekten bir mescid olduğunu, adının Ebrar (Arapça'da tüm iyilikleri üzerinde toplayan anlamına gelir) olduğunu öğrendiğim bu camii ile ilgili okurken şehirde buna benzer çok sayıda irili ufaklı camii olduğunu öğrendim.

Abrar Camii, Masjid Abrar Rudolph Street Mosque Port Elizabeth, Eastern Cape

 

Burada benim dikkatimi çeken temel husus, camii mimarilerinin hemen hepsi osmanlı mimarisine yakın, içlerindeki hat ve kalem işlemeleri Istanbul camiilerine çok benzer görünüyordu. Biraz daha araştırınca, Halife Sultan Abdulaziz'in, şehirdeki müslümanlara çeşitli şekilde yardımlar ulaştırdığını, bununla da kalmayıp camii, okul ve benzeri ihtiyaçlarını gidermek üzere farklı zamanlarda yardımlar gönderdiğini öğrendim. Bu durum Halife AbdulHamit Han zamanında da devam ediyor.

 

Peki Bu Müslümanlar ne zaman ve nasıl gelmişler Güney Afrika'ya?

Sorunun yanıtı şaşılacak cinsten mi yoksa tahmini güç olmayan bir şekilde mi bilemedim. Efendim, malum Kıta Güney Afrika'sı o dönemde İngiliz sömürgesi altında. Hertürlü yeraltı ve yer üstü zenginlik mevcut. Tek eksik işleyecek insan gücü. İngilizler düzenli olarak Hintli sömürgelerini bölgeye getiriyor ancak afrikanın iç kesimlerindeki "ihtiyaçlarına" ancak cevap veriyor bu takviyeler. O nedenle, sömürgeciliği bir adım daha öteye götüren ve bugün bile "dönemin korsan devleti" olmakla iftihar eden Hollanda'lılar devreye giriyorlar. Endonezya, Java ve bugünkü Malezya'dan müslüman haklı köleleştiriyorlar. Burada enteresan bir detay, Hollandalılar çıkarma yaptıkları topraklarda halka "biz sayısı yüzbinleri bulan bir devletin öncüleriyiz, bizimle anlaşmaya varırsanız size zarar vermeyiz, yoksa birliklerimiz bu topraklara savaş açacak ve sizler de topraklarınızdan olacaksınız" şeklinde asılsız iddia ve tehditlerle gemilerini yürütmüşlerdir. (Merkalısına; 1595 yılında Hollandalı denizci ve tüccarlar da Endonezya'ya ulaşmışlardır. Önce birbirinden ayrı faaliyet gösteren şirketler daha sonra Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (VOC) adı altında güçlerini birleştirmişlerdir (1602). Şirkete, parlamento tarafından çıkartılan bir kanunla, savaş açma, diğer devletlerle antlaşmalar yapma, para basma, koloni kurma, şahısları mahkum etme ve cezalandırma gibi yetkiler verilmesi, firmanın aslında özerk bir devlet gibi konumlandığını göstermektedir. Dünyanın ilk çokuluslu şirketi ve hisse senedi çıkartan ilk şirket olarak kabul edilen VOC, Endonezya'daki varlığını yüzyıllar boyunca sürdüren özerk bir yapı olmuştur).

 

Malay Halkının Güney Afrika'ya Sürgünü

Dönelim bizim müslüman Malay Halkına. (Malay; Malezya, Endonezya ve Java halklarına sömürgeci devletlerin verdiği ortak addır.) Hollanda sömürüsü altındaki Malay Müslümanlarının önde gelenleri isyan hareketi başlatmasın ya da çıkan isyanlara öncülük etmesin diye bu bölgeye sürgün edilmiş. Hatta İslam diniyle ilgili yazılı kaynak bulundurmaları yasaklanmış. İslam dilden dile hafızlarla, imamlarla hayatiyetini sürdürmüş. Bölge İngilizlerin himayesine geçince Müslümanlara bir takım özgürlükler sağlanmış; artık Kur'an bulundurmak ve Hacca gitmek gibi haklara sahip olmuşlar. 1840 yılında Hac'ca giden Cape Town'lular yaşadıkları İslam'ın karşılaştıkları İslam'la alakası olmadığı görünce dönüşte yerleşik düzene itiraz etmişler. Böylelikle Müslümanlar arasında bir itilaf çıkmış. Başta buna ses çıkarmayan İngiltere daha sonra toplumsal huzurun gitgide bozulduğunu görünce İngiltere Kraliçesi aracılığıyla Sultan Abdülaziz'den dini kitaplar istemiş. 

Sömürgeleştirilen Malay Halkı

 

Halife Sultan Abdülaziz Güney Afrika'daki müslümanlara sahip çıkıyor

Mektup Halife Sultan Abdulaziz'e ulaşıyor. Halife, yalnızca kitap göndermenin yetmeyeceğini, istismarları önlemek için "Dini hüküm ve akideleri Ümit Burnu Müslümanlarına öğretecek ve anlatacak, aralarında olan görüş ayrılığı ve tartışmaları giderecek muktedir alimlerden bir zatın münasip miktarda harcırahla Güney Afrika'ya gönderilmesini" ferman buyuruyor. Erzurum'a hicret etmiş Kuzey Iraklı Kürt bir ailenin mensubu olan Ebubekir Efendi ise o dönem İstanbul'da bir araştırma için bulunuyormuş. Ahmet Cevdet Paşa'nın telkiniyle göreve razı edilmiş. Hatta Erzurum'daki ailesine bile veda etmesine müsaade edilmeden mektubun ulaşmasından 43 gün sonra yola çıkması sağlanmış. Ebubekir Efendi yola çıkarken yanına yeğeni Ömer Lütfi Efendi'yi alabilmiş. Hatta bir aksilik çıkmasın diye resmi belgelerde evladı olarak göstermiş. 

 

Ebubekir Efendi'nin Aylar Süren İstanbul-Paris-Londra-Cape Town Serüveni

Hızlı gidiyoruz, O dönem Mustafa Reşid Paşa'nın oğlu Fransa Büyükelçisi olarak atanıyor. Ebubekir Efendi onunla birlikte Fransa'ya gittikten sonra İngiltere'ye geçiyor. Aralık 1862 yılında Liverpool'dan yola kömür gemisiyle 44 gün süren yolculuktan sonra Cape Town'a varıyor. Sadece kitap bekleyen İngilizler karşılarında Müslüman bir din adamı görünce rahatsız oluyorlar. Hatta Ebubekir Efendi'nin gelişini halka bildirmiyorlar. Bunu başka kaynaklardan haber alan halk Ebubekir Efendi'yi 18 kilometrelik yolu yürüyerek karşılıyor.

Ebubekir Efendi, Cape Town’da hem kendisinin ikameti hem de eğitim vereceği bir okul şeklinde olan bir ev tutuyor. Burada 3 ay içerisinde yaklaşık 300 kadar kız ve erkek öğrenci toplayarak onların eğitimine başlıyor. Ayrıca genç-yaşlı, kadın-erkek demeden yetişkinlere de sohbetler ile dersler veriyor. Bu dönemde müslüman halk arasında asılsız gelenek ve bidatlar da son derece yaygın (Kaynaklarda bıyıklarını kesmeyenlerin müslüman kabul edilmeyeceği, sakalını kesenin kafir olacağı, nikah kıyılırken tarafların sarılıp öpüşmesinin zorunlu olduğu gibi tuhaf inançların ve cenaze defnedilirken cesedin önce ayağının mı yoksa başının mı önce toprağa konulacağı tarzında gereksiz tartışmaların din adına halk arasında hakim olduğu aktarılıyor)

Ardından ise sahte hocalar ve şeyhlerle mücadele ederek herkesi eğitmeye çalışıyor.  Birbirleriyle çatışan Müslüman cemaatleri barıştırmayı başarıyor. Kurduğu okul üç yıl sonra ilk mezunlarını veriyor ve çevre eyaletlerden gelen öğrenciler burada aldıkları eğitimlerin ardından kendi memleketlerinde benzer okullar açarak doğru bir İslam anlayışının Güney Afrika’da yayılmasını sağlıyorlar.

Bölge halkının farklı camilere gittiğini ve bölünmüşlüğünü görünce Hilafet adına bir cami yaptırıp insanları birliğe davet ediyor. 

 

Afrikans Dilinde İlk Yazılı Eserler ; İslam Bilgisi, Fıkıh, İlmihal (Beyanü'd-din ve Merasidü'din)

Ebubekir Efendi Afrikans dilini (Java, Felemenkçe, İngilizce karışımı) kısa zamanda öğreniyor ve öğrencileriyle tecrübe kitaplar hazırlıyor. Ebubekir Efendi kitabı bastırmak istediğini Maarif Nezaretine bildiriyor. O dönem 93 harbi yaşandığı için bütçenin kısıtlı olduğu kendisine bildiriliyor. Kendisi de daha az masrafla kitabı çıkarabileceğini söyleyerek İstanbul'a geliyor ve bizzat ilgileniyor. Bu da İstanbul'a ilk ve tek gelişi oluyor. Maarif Nezareti tarafından basılan kitabın Güney Afrika'ya gönderilme parasını Abdülhamid kendi cebinden veriyor. İngiltere'de üzerine tez yapılan kitabın en önemli özelliği ise o dönem kıtadaki en genç dil olan Afrikans dilinde yazılan ilk eser oluyor. 

Ebubekir Efendi daha sonra Yeni Zelanda'yı keşfeden Kaptan Cook'un yeğeni Tahora hanımla evleniyor. Zengin bir ailesi olan Tahora hanım İslam dünyasındaki ilk kız mekteplerinden birini Güney Afrika'ya açıyor. 1880 yılında 67 yaşında ölen Ebubekir Efendi Cape Town'a defnediliyor. Ölümünden sonra çocuklarının eğitimini Halife Sultan Abdülhamid Han üstleniyor.

 

Ebubekir Efendi'den Sonra Ailesi...

Aktif olan çocuklarından biri Ahmet Ataullah Efendi İngiliz seçimlerine aday oluyor. Adaylığını kıskanan bazı çevreler II. Abdülhamid'e kendisini şikayet ediyorlar ancak kulak asmıyor. Bir Müslüman'ın seçilmesinden rahatsızlık duyan İngilizler seçime bir gün kala seçim kanunu değiştirerek genel seçimlerden dar bölge seçim sistemine geçtiklerini söylüyorlar. Çünkü bölgedeki tüm Müslümanların oyları ancak bir vekil çıkarmaya yetiyor. Yol kesen kanuna "Efendi Kanunu" deniyor. Hala bazı hukuksuzlukları özetlemek için bu terim kullanılıyor. Ataullah Efendi'yi İstanbul'a çağıran Abdülhamid onu Singapur Konsolos'u yapıyor. Burada da peşini bırakmayan İngilizler kendisine trafik kazası süsünde pusu kuruyor. Mezarı Singapur'da kalıyor. Ahmet Ataullah Efendi'nin çocuklarından biri olan Mehmet Ataullah BBC'de çalıştığı için 1939 yılında Türk Vatandaşlığından çıkarılıyor. Tahora Hanım'dan olan Hişam Nimetullah Efendi ise Ümitburnun'da babasının görevini sürdürüyor. Hicaz Demiryolu'na yüklü miktarda para yardımı yapıyor.

Ebubekir Efendi'nin öğrencileri Trablusgarp Savaşı sırasında savaşa katılacaklarını gösteren fotoğraflarını İstanbul'a gönderiyorlar. Kurtuluş Savaşı sırasında yardımlarda bulunuyorlar. Daha sonra Cumhuriyetin ilanını kendi ülkelerinde camilerde bayram olarak kutluyorlar. Bunun yanında Londra'ya ilk camiyi yaptıran kişinin de Ebubekir Efendi'nin talebesi olduğunu ve Cape Town Bölgesi'ndeki Masa Dağı'na şeklinden dolayı ismi Ebubekir Efendi'nin koyduğunu unutmamak gerekir.

Ebubekir Efendi'nin 5. kuşak torunu Hişam Nimetullah Efendi

Ebubekir Efendi'nin 5. kuşak torunu Hişam Nimetullah Efendi

Yakın bir tarihte, Ebubekir Efendi'nin torunlarının İstanbul'u ziyaretinden bir kare.

Youtube üzerinde güzel de bir video hikaye buldum, dilerseniz linki tıklayarak izleyebilirsiniz.